“İnsan hayatının en zevkli, en tatlı ve en hareketli dönemi şüphesiz ki gençlik devresidir. Fakat en çok dikkatli davranması, uyanık ve tedbirli olması gereken de bu dönemdir. Çünkü gençlik damarı akıldan ziyade hissiyatı dinler. His ve heves ise kördür. Sonucu görmez. Az bir lezzeti ilerideki bir batman lezzete tercih eder. Yani hazır lezzeti âhirette kendine verilecek olan mükâfata tercih eder.”[1]
Gençlik dönemi, dinamik ve sürekli değişen bir dönemdir. Bu dönem çevreden en fazla etkilenilen bir dönemdir. Bu çağda gençliği etkileyen faktörlerden biri de dindir. Ancak bu tamamen doldurulmuş bir alan değildir. Bunun için gençler dinin yerini başka şeylerle doldurmaktadırlar.
Genç bu değişken ve dinamik yapısını ancak sağlıklı bir gelişme sürecinde gerçekleştirebilirse mutlu ve olgun bir kişiliğe sahip olabilir. Bu gelişme sürecinde dinin vazgeçilemez bir rolü vardır. Gençlik döneminde fizikî değişikliklerin yanında gencin ruh dünyasında da değişiklikler meydana gelmektedir.
Ruhun bu dönemde güzel bir şekilde beslenmesi gerekmektedir. Din, ruhun temel gıdasıdır. Sağlıklı bir din anlayışı ile beslenen ruh, hastalıksız bir beden oluşturur. Bunun için gençlere doğru bir din anlayışı kazandırmak gerekmektedir.
İslâm sadece ihtiyar insanların dini değildir. Oysaki toplumumuzda “daha gencim ileri yaşlarda bütün sorumluluklarımı yerine getiririm” yaygın olan bir kanaattir. Ancak Kur’an bu kanaatin yanlış olduğunu bize söylemektedir: "Ve sizi Allah yarattı, günü gelince de öldürecek ve içinizden kimileri, ömrün o en düşkün çağına, (insanın) bildiği şeyi de bilmez olduğu yaşa kadar alıkonulurlar…" (Nahl, 70) “…kiminiz de yaşlılığın en düşkün çağlarına eriştirilir ki, bildiğini bilemez olur." (Hacc, 5) Bu ayetlerde de belirtildiği gibi ihtiyarlık çocukluğa dönülen bir dönemdir. İnsan çocukluk zamanındaki zayıflık, acizlik ve akıl ermezliğe dönmektedir.”[2] Onun için gençlik dönemi insan için çok önemlidir. Her şeyin bilincinde olduğu ve sorumlu olduğu bir dönemdir. Kur’an’a göre insan akılca olgunlaştığı andan itibaren dini sorumluluğa sahiptir. Bunun için sorumlu olan gençtir. Bütün emirleri yerine getirebilecek olan da odur.
İslâm’ın başlangıcında en fazla katılımın gençlerden geldiği tespit edilmiştir. İslâm’ın yayılmasında Hz. Peygamber’e (s.a.v.) yardımcı ve destek olanların çoğu gençlerdi. Meselâ Abdurrahman b. Avf 17 yaşında, Sad b. Ebi Vakkas 19 ve Hz. Ali 10 yaşında İslâm’ı kabul etmiş ve İslâm için çalışmaya başlamışlardır.[3]
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) gençlerin ibadeti ile ilgili şöyle buyurmuşlardır:
"Yedi kimseyi Allah Teâlâ kendi gölgesinden başka gölge olmayan (kıyamet) gününde kendi gölgesi altında barındıracaktır: Adil devlet başkanı, Rabbi’ne ibadet ederek yetişen delikanlı, gönlü mescidlere bağlı olan kimse, Allah rızası için birbirlerini seven ve bunun üzerine toplanan ve ayrılan iki kimse, şeref ve mevkî sahibi güzel bir kadın kendisine nefsini sunduğunda “Allah’tan korkarım” diyerek teklifi reddeden kimse, sağ elinin verdiğini sol ile duymayacak şekilde gizli sadaka veren kimse, kimsenin bulunmadığı yerde Allah’ı hatırlayıp da gözleri yaşla dolup taşan kimse.”[4]
Peygamberimiz (s.a.s.)’in de belirttiği gibi makbul olan ibadet gençlikte yapılandır. Gençlik, insan hayat bütünlüğünün bir parçasıdır. Gençler bugünün insanı ve aynı zamanda toplumun geleceğidir. İslâm gençlerin ve genç kalanların dinidir. Müslüman gençtir, genç ise kendine güvenen, kendini seven, Kur’an okuyan ve onunla hayatına anlam verme ve kendini gerçekleştirme çabasında olan, mutluluğun kaynağı kendi olan ve özgür olandır.
Ayrıca Hz. Ali (r.a.): "Sıhhatini, kuvvetini, istirahatini, gençliğini, canlılığını, zenginliğini unutma. Zira bunlarla âhiretini talep edeceksin."buyurur.
İmam-ı Rabbani’de gençliğe öğüdünde;
“Ey oğul! İbadete yönelme vakti gençliktir. Akıllı olan bu vakti kaçırmaz, fırsatı ganimet bilir. Zira iş önemlidir. İnsan yaşlılık zamanına kalmayabilir. Kaldığını farz edelim, derlenip toparlanmak nasip olmaz. Böyle bir derlenip toparlanmanın mümkün olduğunu farz edelim, bir amel işlemeye güç yetiremez. Zira o zaman, zaafın ve aczin bastırdığı zamandır. Hâlbuki şu anda derlenip toparlanma durumu vardır, elde edilmesi kolaydır.”
Toplumlar yaklaşık yüz yılda bir değişirler. Bunu iyi bilen toplum mühendisleri, toplumla ilgili gelecek hesaplarını gençler üzerinden yaparlar. Genç gelecek demektir. Genci ihmal eden, geleceğini de ihmal etmiş ve geleceğini başkasının eline teslim etmiş olur.
Ergenlik, bir çeşit geçiş ve değişim dönemidir. Genç, hızlı iç değişimlerin de etkisiyle çabuk etkilenen, çabuk karar veren, bazen içe dönük, bazen de tam tersi dışa dönük bir yapı içinde olan duygu öncelikli hareket eden bir bireydir. Ergen genç, kendini ortaya koymaya ve ispatlamaya yatkın, ancak çoğu defa çevresiyle uyum içersinde olamayan heyecanlı bir yapısı olandır. Gençlik her türlü etkiye ve rüzgârlara açık olduğu için, etkilenmeye de ve yönlendirmeye de son derece açıktır. Yani kötü niyetli otoritelerin/mihrakların etki alanına girerse muhtemelen kötü, iyi niyetli çevrelerin etki alanına girerse muhtemelen iyi olabilecek hazır bir enerji ve potansiyeldir.
Gençler üzerinde, yapılan araştırmalarda, aynı soruya verilen bu günkü cevapla, bundan 20 yıl önce aynı soruya verilen cevap tamamen aksi istikamette olduğu müşahede edilmiştir.
Kısacası gençlerimiz son 20 yılda normal değişim hızından kat kat büyük bir hızla değiştiği başkalaştığı, kendi manevî kültüründen tamamen uzaklaştığı ve başka mecralara aktığı gözlemlenmiştir.
Bu acı durum nasıl ortaya çıkmıştır?
Neden bu kadar hızlı değişim olmaktadır?
Bu durum kendiliğinden mi oluşmuştur, yoksa başka güçlerin etkisiyle mi olmuştur?
Acaba bizim gençlerimizle ilgili başka güçlerin bir hesabı, planı ve beklentisi var mıdır?
Mesela misyonerlik çalışmaları yurdumuzda neden 40-50 yıl önce değil de, son 10-15 senedir hız kazanmıştır?
Acaba bu misyonerlik çalışmalarını yapanlar, daha önceleri şartların uygun olmadığına inandığı için mi bu günleri beklemektedir? Hem yine misyonerler kendi elemanlarına neden sadece, “gençlerle ve bayanlarla ilgileneceksiniz, yaşlılarla ve dindar insanlara bir şey anlatmayacaksınız” diye talimat vermektedir?
Sorular böylece uzayıp gitmektedir. Bizim kanaatimiz odur ki, bu hızlı değişim masum değildir. Sanki birilerinin, bizim gençlerimizle yani geleceğimizle ilgili ciddî planları vardır. Şu acı gerçeği hiçbir zaman unutmayalım ki, Endülüs’ün değiştirilmesi ve ortadan kaldırılması için, batılı şer güçler tam 400 yıl ciddî bir çalışma içersinde olmuşlardır. Ve maalesef başarılı da olmuşlardır.
Bir şeyi iyi biliyoruz ki batılı güçler bir şeye karar vermişlerse, bundan kolay kolay vazgeçmezler. Tarihi iyi bilmek geleceği kestirmekte bize çok yardımcı olacaktır.
Çanakkale'de o zamanın süper (şer) güçlerinin, hasta adam dedikleri Osmanlı Devleti’ne karşı dünyanın en büyük donanması ve silahıyla, ne yaptılarsa, bir türlü mağlub edemeyip, aksine büyük bir hezimetle yenilmesinin hesabını soranlara karşı mağlup komutan, bu acı durumu şu şekilde özetler: ''Efendim, biz onların maddî yönlerine değil, manevî yönlerine yenildik, onların imanları çok güçlüydü" der. Mağlub komutan, bu durumu havuzlu bir örnekle anlatmak ister. Hep beraber bir havuzun yanında toplanırlar, oraya önce bir balık adam çağrılır ve havuzun içine bir tane tatlı su balığı bırakılır ve balık adama da havuzdaki balığı yakalaması istenir. Balık adam ne kadar uğraştıysa havuzdaki balığı bir türlü yakalayamaz. Bu durum karşısında mağlub komutan, havuzun suyunun yavaş yavaş boşaltılmasını ister. Artık havuzun içindeki su boşaldıkça, içindeki balık çok rahat yakalanabilmiştir. Mağlub komutan kendisini sorgulayanlara dönüp, "işte beni hesaba çektiğiniz durum budur. O balık Osmanlıdır. O su da onların imanlarıdır. Onların sularını yani imanlarını boşaltmadığınız sürece onları hiçbir zaman mağlup edemeyiz."
Şimdi soruyoruz, acaba bizim gençliğimizin havuzunda ne kadar su kalmıştır?
Bu kadar hızlı değişim sizce de normal midir?
Ahmet TESNİMÎ (01/05/2012-Sakarya)
[2] Elmalılı, 5. Cilt, S. 90
[3] Mualla SELÇUK, Hz. Muhammed ve Gençlik, TDV Yay, S. 51-52,
[4] Sahih-i Buhari, II. Cilt, No: 384